Evlilik Hazırlıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlilik Hazırlıkları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2015 Cuma

Evlilik Bir Bahçeye Benzer

Ne ekersen onu biçersin misali, evlilik de bir bahçeye benzer ne dikerseniz o biter. Sevgi saygı tohumları ekerseniz sevgi ve saygıyı ziyadesiyle görürsünüz. Meyveleri de tatlı olur, güzel bir ortamda olgunlaşır.

Eğer çıkar, maddiyat, saygısızlık tohumları ekilirse yine misliyle karşılık verir. Meyveleri de acı olur, buruk olur.

Evlilik aynı bir bahçe gibi ilgi ister, bakım ister, iyi bahçıvan(lar) ister, iyi bahçıvan olmak için de sürekli gözünüzü bahçenizden ayırmamanız gerekir. Bahçenizin huyunu, suyunu, toprağını, her ihtiyacını iyi öğrenmeli, iyi anlamalısınız. Çok mu güneş alıyor, çok mu rüzgara karşı, toprağı çok mu su istiyor, toprağı biraz havalandırıp bakım mı yapılması gerekiyor, yoksa siz görmeden zararlı haşeratlar mı dadanmış hepsini bilmeniz, uyanık olmanız gerekir.

Komşu bahçelerin dışarıdan görünen güllerini bülbüllerini görüp, benim bahçem niye böyle, bu bahçe adam olmaz demeyin. Belki o bahçenin toprağı, konumu sizinkinden daha kötü ama doğru bakımla doğru yaklaşımlarla böyle güzelleşti, güller dikildi de dallarında bülbüller şakıyor. Belki de sadece dıştan görünüşü öyle içine girseniz bir bataklıktan farksız bunu asla bilemezsiniz. Şunu unutmayın her bahçe nasıl tekse özelse her evlilikte tektir özeldir. hiç biri bir diğerine benzemez.

Güzel bahçıvan kıyafetlerinin, cicili bicili alet edavatlarının cazibesine kapılıp, daha bahçenize güzel çiçekler, çimler ekmeden şık şık bahçe mobilyaları almaya kalkıpta, bahçenizin, toprağınızın asıl ihtiyaçlarını ihmal etmeyin. Sıralama, zamanlama önemlidir, sırayla sabırla gidersek hepsi olur.

Bahçede her mevsimde yapılacak işler vardır. Her işi zamanında yapmak lazımdır, yoksa hiç verim alamazsınız ilkbaharda toprağı sürmek, ekmek, yazın sulamak, sonbaharda budamak gibi... Kışın kar yağdığında olduğu gibi de bazen hiç bir şey yapmadan sadece sabırla beklemek...

Bazen özel bakım ister bahçe; hoyrat bir fırtınanın dallarını kırdığı ağaçları iyileştirmek gibi...

Bazen de zamansız bir sağanağın yerle bir ettiği toprağı, terk etmeden inatla iyileştirmek, ıslah etmek için gözyaşları içinde baştan başlamak gerekir.

Evliliğin bahçeden tek farkı ise iki bahçıvan istemesidir. Tek bahçıvanın çabaları asla kafi gelmez. iki bahçıvanın da uyum içinde, aynı çabayla ölene kadar öğrenmesi ve çalışması gerekir.

Herkese hayırlı cumalar ve iyi hafta sonları diliyorum...



6 Şubat 2015 Cuma

Kızımızı İstemeye Geliyorlar Rüyası

Ben de her anne gibi biraz paranoyak bir anneyim, çünkü anneler sürekli çocukları için endişelenir, bu endişeleri kafasında evirir çevirir, çevresinde duydukları, televizyonda gördükleri ile birleştirir ve senaryolaştırır sonra da bilinç altına özenle saklarlar. Daha sonra da bu çok özgün senaryoları gerekli zamanlarda! rüyalarında, sinir ve ağlama nöbetlerinde kullanırlar.

Şimdi size geçen akşam kızım Ceren ile ilgili gördüğüm bir rüyayı anlatmak istiyorum. Ceren 23 yaşında okulunu bitirdi ve çalışıyor, halihazırda bir evlilik ihtimali  ve ya bir arkadaşlık kesinlikle yok, ama gel gör ki bunu bilinçaltıma anlatamazsınız.

Efendim kızımızı istemeye geliyorlar kadınlı erkekli bir grup insan (tabi kızımız istemiş gelmelerini), ilk bakışta ailenin çok farklı bir kültüre mensup olduğunu görüyorum çok üzülüyorum. Kadının (müstakbel dünürümün) saçında en az 10 farklı tonda boya var. Bizi de hiç beğenmiyorlar, sürekli her şeye burun kıvırıyorlar, lütfedip evimize gelmişler öyle bir hava esiyor. Ama oğlan ortalarda yok... Neyse çay kahve derken kızı istiyorlar. Ben de bir yandan kendimi teselli ediyorum; "Ya diyorum önyargılı olmamak lazım belki çok iyi insanlardır, ayrıca ben Cerene çok güvenirim yanlış bir karar vermez, eminim oğlan çok düzgün ve iyi biridir, belki de çok iyi bir mesleği var" neyse biz düşünelim falan diyoruz gidiyorlar.

2 bölümde Cerenle konuşuyorum kalbini de kırmak istemiyorum ama damat adayının ne iş yaptığını ölesiye merak ediyorum kızın ağzından laf almaya çalışıyorum. O da ne ketum ser veriyor sır vermiyor lafı eveliyor geveliyor. Artık sinirlenmeye başlıyorum, iyice üstüne gidiyorum.

-Kızım niye söylemiyorsun çocuk ne iş yapıyor? mesleği ne?, niye saklıyorsun

dişlerinin arasında zorla,

-öğrenci, ....... bölümünde...

hayatımda hiç duymadığım bir bölüm adı söylüyor kalakalıyorum...

"Vay be hem öğrenci, hem de ..... bölümünde! Eyvahlar, nasıl olurlar ne yapacağızlar beynime hücum ediyor kızsan kızamazsın (Cereni dövesim geliyor) dövsen neye yarar... Hayatın zorlukları ve nasıl geçineceklerine dair bir nutuk çekmeye başlıyorum ki, kim dinler bizim kızın başında kavak yelleri esiyor hiç oralı değil, vazgeçip susuyorum.

Sakin ol... sakin ol.. bildiğim bütün sakinleşme taktiklerini deniyorum, iç sesim yine devrede;
"pozitif düşün pozitif olsun, demek ki çocuk çok yakışıklı kız aşık oldu önemli olan da severek evlenmek değil mi? eminim çok mutlu olurlar, ayrıca öğrenciyse ne olmuş okul da biter elbet, hiç bitmeyen okul var mı?, ayrıca ....... bölümüyeni bir bölüm galiba yeni açılan bölüm mezunlarına çok iyi fırsat kapıları açılabilir" falan... falan...

Oğlanın çok yakışıklı olma ihtimaline inanmak istiyorum, bu fikir hoşuma gidiyor ve buna odaklanıyorum. Kendimi çok yakışıklı ve aşık olunarak evlenilmiş bir eşin ne bulunmaz nimet olduğuna inandırıyorum, sakin bir ses tonuyla konuşmaya gayret ederek;

- Tamam şu çocuğun bir resmi yok mu? bir bakayım çok merak ettim.

İstemeye istemeye bir fotoğraf çıkarıyor çantasından bir topluluk resmi kızlı erkekli gençler bir masada oturmuş yemek yiyorlar. İlk dikkatimi çeken yan yana oturmuş iki genç, biri çok yakışıklı, otururken bile uzun boylu olduğu anlaşılıyor çok havalı, yanındaki kısa boylu, gözlüklü, hiç göze çarpmayan bir tip (hababam sınıfındaki arka sıralarda oturan hayta çocuklara benziyor.)

İşte diyorum bu yakışıklı bizim damat adayı, evet gerçekten çok yakışıklı ve karizmatik... yüreğime serin sular serpiliyor

-Neyse diyorum bari damat yakışıklıymış.

Ceren anlamsız bir ifadeyle yüzüme bakıyor, sonra beraber resme bakıyoruz parmağıyla yakışıklı çocuğu göstererek

-Bu değil anne! (parmağını yanındaki gözlüklü çocuğa kaydırıyor) bu...

Yıkılıyorum....yıkılıyorum....yıkılıyorum...
 

2 Şubat 2015 Pazartesi

Çocuk mu? Kariyer mi?


Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı bilmem, isterseniz önce neden "çocuk mu? kariyer mi?" sorusundan başlayalım, çünkü çocuk ve kariyer hayatımızın neredeyse tamamını kapsıyor.
iş hayatını, evlilik hayatını, çevreyle ilişkilerimizi... Yani yaşantımızda ne varsa büyük ölçüde işimiz ya da çocuklarımız üzerine kurulu.

Çocuk ya da kariyer kavramı son yılların popüler tartışma konusu olmasının ötesinde çok daha geniş kapsamlı ele alınması, üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir konu, çocuk dediğimiz varlık olmadan olmaz mı? olmalı mı? ya kariyer, sahi... nedir bu kariyer acaba o olmasa olmaz mı? kariyer yapmadan çalışılmaz mı? çalışınca çocuk yapılmaz mı? hangisini seçmeliyiz? ille de birini seçmek zorunda mıyız? ne zor bir mesele... 

Aslında hiç zor değil sonuçta sadece iki seçenek var arasından birini seçer kurtuluruz, olmadı ikisini birden yaparız imkansız değil ya...

Pekiiii, çocuğu seçtiğimizde çocuğun hayatımıza katacağı sorumluluklarla birlikte işin içine bir eş, bir evlilik, eşimizin ailesi, belki boşanma vs. girmeyecek mi? Peki kariyeri seçtiğimizde bir eğitim planlaması, sıkı ve disiplinli bir çalışma hayatı ve zorlukları, rekabet vs ne olacak? 

Mazallah ikisini birden seçersek;

vs.'leri topla iki ile çarp etti mi? hayatımızın tamamı, geriye kalanları çıkar ne kaldı? çok bilinmeyenli bir denklem mi? denklem olsa iyi, denklemlerin bilinmeyenleri ne kadar fazla olursa olsun bir formülü, matematiksel bir açıklaması var. Maalesef işin içine "insan" faktörü girdiğinde hiç bir şeyin ne reçetesi ne de formülü var. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar farklı hayat var ve hiç bir hayat asla bir diğerine benzemez hepsi tektir,hepsi özeldir, sadece bazen yararlanabileceğimiz tecrübeler vardır...

Blog yazarlığını seviyorum ve uzun yıllardır çeşitli blogları takip ediyorum. Böylesi önemli konularda yazan blogların artması gerektiğini düşündüğüm için bu bloğu açmak istedim.
İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Tecrübe dedik naçizane tecrübelerimi, çevremde şahit olduğum tecrübeleri, yaşanmışlıkları, sizin tecrübelerinizle birleştirerek hep birlikte sorularımıza cevap bulmaya ve denklemlerimizi olabildiği ölçüde çözmeye çalışalım...

Ne dersiniz?