İş Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş Hayatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2015 Cuma

Problem Çıkarma Sanatçıları

Problem çıkarma sanatçıları her yerdedir. Okulda, otobüste, kuyrukta, evde, sokakta...

Buluttan nem kaparlar, kılı kırk yararlar, pireyi deve yaparlar, ufacık bir meseleyi mesele de demeyelim günlük sıradan bir olayı adli bir vaka boyutuna rahatlıkla getirebilirler ve siz olayı izlediğiniz veya direk muhatabı olduğunuz halde olayın nasıl parlayıp, ortalığı toza dumana çevirdiğini anlayamaz, şaşkına dönersiniz. 

Örneklere geçelim:

Otobüste

  • Otobüse yeni binen, alışveriş yapmaktan kan ter içinde kalmış teyze elindeki poşetleri sağa sola çarparak ilerlerken bir yandan da;
-Büyüklere saygı kalmamış ayol, bizim zamanımızda öyle miydi? yaşlı birini gördüğümüzde hemen yer verirdik şimdi gençlere bakıyorum da hiiiiç oralı değiller ya dışarı bakıyorlar ya da uyuyor numarası yapıyorlar.

Eğer yanına bir yandaş bulup konuşmaya devam ederse vay halinize...
  • Şu türden tartışmalar da sık sık yaşanmaktadır
-Beyefendi biraz ileri gidebilir misiniz?
- nereye gideyim, uçayım mı? hanfendi   
-uçun demedim beyefendi biraz kibar olabilirsiniz
-kibarlığı, terbiyeyi siz den mi öğreneceğim...

Allaaah bundan sonra bütün yolcuların karakola, hastaneye veya tımarhaneye gitme ihtimali vardır, mümkündür.

İşyerinde
  • Sabah işe bir gelirsiniz masanız duvara yapışmış komşu masadaki arkadaşınız kendi masasına yer açmak için sizin masayı ittirmiş. 
haydaaaaaa...
  • Oda arkadaşınız müziğin sesini açmış keyifle internette geziniyor oysa sizin konsantre olup, dünden beri üzeride çalıştığınız raporu yetiştirmeniz gerekiyor.
 söylemenizin, konuşmanızın hiç bir faydası yok denediniz her seferinde mağlup oldunuz 
  • Kendi zatalilerini anlatmaya pek meraklı arkadaşınız sabahtan akşama kadar kendi nevinden arkadaşlarını ağırlayıp, gezdiklerini, yediklerini, içtiklerini evini, parasını pulunu, her şeyini o kadar anlatıyor ki artık istemeseniz bile onu kendinden daha iyi tanıyorsunuz. Hatta evinde hangi çekmecinde ne olduğuna kadar biliyorsunuz
bu kadar bilgi size fazla geliyor, adeta kusuyorsunuz      
  • Patronunuz hışımla odaya gelip size bir iş veriyor ve 10 dakikaya istiyor. (bunu sık sık yapıyor) Listeler gözden geçirilecek, bazı kişilere mail atılıp cevapları karşılaştırılacak vs. nerden baksan yarım gün... - Efendim bu kadar kısa sürede yetişmeyebilir demek istiyorsunuz cümleniz yarım kalıyor patron çoktan kağıtları masanıza bırakıp, pardon fırlatıp odasına geçmiş bile...
İntihar etmek istiyorsunuz.

Evde

Ev insanın huzur bulduğu yerdir, dışarıda bütün olanlardan yorgun düşüp evinize geldiğinizde huzur bulmak istersiniz doğal olarak (Home Sweet Home yani) ama bazen bu mümkün olmaz.·      
  • Evli bir erkeksiniz karınız çalışmıyor size göre bir problem yok geçinip gidiyorsunuz. Eve gelip anahtarınızla girmek yerine kapıyı çalma gafletinde bulunuyorsunuz.
-Sana kaç kere dedim anahtarınla gir diye, yemek yapıyorum tencere yanacak, zaten sinirim tepemde bütün gün iş yapmaktan anam ağladı bir de senin çocukların kafayı yedirttiler bana, tabi sen rahatsın işe gidip kutuluyorsun oh... beyimiz rahat, burada akşama kadar ben uğraşayım didineyim......

İnsanın evinin kapısını çalmasının sonucu bu:))) Bence gerisin geri dönüp işe gidin güzel bir yemek söyleyip çalışmaya devam edin sandalyede biraz kestirdikten sonra zaten mesai başlar bir de üstüne fazla çalışma parası alırsınız.       
  • Çalışan bir kadınsınız çocukları da siz alıyorsunuz akşam eşinizden sadece on dakika önce evde oluyorsunuz. Çoluk çocuk, torba poşet kapıdan girip her şeyi elinizden yere bırakıyorsunuz, çocuklar koşarak odalarına gidiyorlar, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alıyorsunuz. Öyle yorgunsunuz ki tek isteğiniz kimse görmeden yatağınıza uzanmak, şu anda en çok istediğiniz bu... Birden kendinize geliyorsunuz yemek yok şimşek hızıyla planlamaya başlıyorsunuz: her şeyden önce bir makarna suyu koymak lazım o kaynarken üzerinizi değiştirip ellerinizi yıkayıp salataya girişebilirsiniz nerden baksan yemeğin hazırlanması 45 dakika, acaba buzlukta daha kolay hazırlanacak bir şey var mı? diye beyin fırtınası yaparken küçük oğlan gelip yakanıza yapışıyor sosis yiyelim mi? anne noluuuur... nolur..
Eve gireli henüz 5 dakika olmuş daha koridordasınız, kabanınızı asarken kapı çalıyor eşiniz teşrif ediyor. Direk mevzuya giriyor;

-Çok açım ne pişirdin? (ne pişirdin lafı çok manidar, çünkü sanki ev hanımısınız halbuki az önce eve girdiniz)
- Makarna yapacağım.

veee... kıyamet kopuyor

- Ya yine mi makarna ya, yine mi makarna!!! bıktım artık makarnadan, zaten ne zaman pişecekte yiyeceğiz daha alışveriş poşetleri bile burada duruyor, (iki çocukla markete uğrayıp alışveriş yaptığınız için teşekkür beklemiyorsunuz ama bunu da hak etmiyorsunuz) mesela neden hiç kuru fasulye pilav yemiyoruz. (zaten bir problem çıkarma sanatçısı olan eşiniz açlığın da vermiş olduğu öfkeyle iyice zıvanadan çıkıp coşuyor) Zaten bütün gün ... gibi çalışıyorum eve gelince doğru dürüst bir yemek yiyemeyecek miyiz? Ne istediysen yaptım, arabayı sana verdim işe arabayla gidip geliyorsun, eve her hafta temizliğe kadın geliyor peki biz niye hep makarna yiyoruz?

cevap vermeye mecaliniz olmadığı için iç sesiniz sizin yerinize cevap veriyor

-Çünkü ne araba, ne de temizlikçi kadın kuru fasulye pilav yapmayı bilmiyor...

ardından yine iç sesiniz kahkahayı basıyor, ardından sizde makaraları koyveriyorsunuz...

Problem çıkarma sanatçılarının maceraları devam edecek...   
 






6 Mayıs 2015 Çarşamba

Yeni Mezun ve İşsiz (Eyleme Geç)


Yapacağınız işe, mesleğe, nasıl bir hayat yaşamak istediğinize karar verdiniz, elinizdekileri ve elinizde olmayanları sayıp döktünüz...
2. Sahip olduklarınız listesine şu maddeyi de eklemeyi unutmayın

Gençliğin gücü ve enerjisi bu, anahtar kelimeniz olacak laf olsun diye yazmıyorum. Gençken insanlar daha uzun saatler çalışabilir, daha az yorulur, daha kendine güvenlidir, daha sağlıklıdır, daha güzeldir, daha yakışıklıdır daha... daha... daha... işte siz başarıya emin adımlarla ilerlerken en çok bu dahalar yol arkadaşınız olacak.

Bu aşamada amacınıza ulaşmak için esaslı bir plan yapmalı ve uygulamalısınız artık (Plan Yapmak Ya da Yapmamak adlı yazıma bakabilirsiniz) Planda ihtiyacınız olan her alan için bir başlık bulunmalı ve bu başlık için de bir plan yapmalısınız yani plan içinde plan. Planınız bir ağacın dalları gibi dallanmalı ve detaylanmalı.

Başlıklardan örnekler;

Ekonomik durum: misal önce ingilizce kursuna gitmeniz gerekiyor ama paranız yok o zaman ekonomik durum bir başlık olmalı ve bu başlık altında gerekli parayı temin etmek için neler yapabileceğiniz sıralanmalı (çevrenizden borç istemek, varlıklı bir aile büyüğünden burs! istemek, kursu 3 ay erteleyip bu 3 ay bir markette, mağazada çalışıp para biriktirmek gibi...)

Kişisel özellikler ve kişisel gelişim: Kişisel gelişime inanın, planınızda mutlaka bu başlık bulunsun. İnsan yaşayan, değişen ve sürekli bir şeyler öğrenip gelişen bir varlıktır. gelişmeyi, değişmeyi bir yerde kesip ben artık kendimi yeterince geliştirdim bundan sonra bir şey yapmama gerek yok  diyemezsiniz. Ayrıca fazla bilgelikten kimseye zarar gelmez... 

Bu konuda çeşitli kurslara, seminerlere katılmayı, kişisel gelişim kitapları okumayı (sırf ticari amaç güdülerek yazılmış kısa yoldan zengin olmanın 10 yolu, kadınları kendine hayran bırakma sanatı gibi popüler kitaplardan bahsetmiyorum. Gerçekten size katkı sağlayacak stresle baş etmenize, insanlarla iyi iletişim kurmanıza, zamanı iyi kullanmanıza vs. yardımcı olacak kitaplar) planınıza dahil edebilirsiniz.

Benim kişisel gelişim kapsamında değerlendirdiğim bir diğer mevzu ise insanın kendini törpüleme ve negatif yönlerini azalma gayretidir. Tıpkı ham bir ağacı yontarak sanat eseri bir heykel ortaya çıkartmak gibi... Evet her insanın negatif yönleri, zaafları, korkuları, takıntıları vardır ama bazen bunlar başarı önündeki en büyük engel olabilir. Bazılarının üstesinde kararlılıkla gelebiliriz ama bazıları ciddi olabilir ve yardım almanız gerekebilir. Şimdi kendinize karşı dürüst olun ve objektif olarak düşünün bakalım sizin başarınıza engel olabilecek böyle bir mesele var mı?


  • Çok sinirlisiniz, zaman zaman agresifleşiyorsunuz, 
  • sık sık depresyona giriyorsunuz, 
  • insanlarla fazla diyalog kuramıyorsunuz, 
  • çok sabırsızsınız başladığınız her iş yarım kalıyor, 
  • odaklanma probleminiz var, 
  • bazı bağımlılıklarınız var,
  • takıntılarınız var ve bu hayatınızı etkiliyor, 
  • kuruntularınız var, hayattan zevk almıyorsunuz gibi...

Kişisel özelliklerimizin bir kısmını doğuştan getiriyoruz bir kısmı da sonradan oluşuyor ve çeşitli nedenlerle bu olumsuz özellikler insanın bir parçası haline geliyor. Önemli olan bunların farkına varıp düzeltmeye çalışmak mesela öfke kontrolü için çeşitli yaklaşımlar terapiler var biraz çabayla kendiniz halledebilirsiniz fakat ileri aşamada bir takıntı probleminiz varsa ve kendiniz üstesinden gelemiyorsanız mutlaka profesyonel yardım almalısınız. Mesela üniversite sınavına girip aşırı heyecan ve stresten hastalanan, bayılan ya da aşırı kontrol takıntısı olup tüm soruları takrar tekrar kontrol edip zaman kaybeden dolayısı ile sınavı sırf bu nedenle kazanamayan öğrenciler tam da bu konuya verilebilecek çok çarpıcı bir örneklerdir. Bakınız zamanında üzerinde durulmayan, önemsizmiş gibi görünen aşırı stres yapma problemi ve ya aşırı kontrol takıntısı çocuğa nelere mal oldu.

O nedenle bu kişisel gelişim konusunu bir kez daha düşünün ve mutlaka plana dahil edin derim.

Araştırma, bilgi edinme ve merak;Tam anlamı ile kendinizin araştırmacı gazetecisi olun. merak ve araştırmak genel olarak çok faydalı bir özelliktir fakat şimdi sizin için çok daha önemlidir. Çünkü bilgi olmadan aynı karanlıkta el yordamı ile yol almaya çalışan birine benzersiniz.

Özellikle plan dahilindeki konularla ilgili tüm konuları araştırın ve her şeyi asıl kaynağından öğrenin. Yasa, yönetmelik, iş ilanları, haberler, kurallar, şartlar, burslar, kurslar, imkanlar, muaflıklar vs. vs. Somut örnekler verecek olursak, siz dünyanın parasını vererek bir ingilizce kursuna gidiyorsunuz sonra bir de öğreniyorsunuz ki aynı kurs mezuniyette dereceye girenlere ücretsiz veriliyor, ta ta ta taaaaa...  Ve ya bir kurumdaki bilmem ne uzmanlığı için çalışıp çabalıyorsunuz hayal kuruyorsunuz hooop... bir yasa çıkıyor ne öyle bir kurum kalıyor ne de öyle bir uzmanlık.

Evet internet çağındayız her türlü bilgi! elimizin altında yerimizden kalkmadan bir sürü şeyi halledebiliyoruz ama inanılmaz bir bilgi kirliliği de var. Sözü uzatmayalım gerekirse kafanıza takılan bir konu için hiç üşenmeyin kalkın taaaa oraya, olayın kaynağına, muhatabına, yerine gidin sorun öğrenin, gerekirse teyit alın, kapıdan kovsalar bacadan girin yine öğrenin. Unutmayın kurumlar da insanlar da hata yapabilir, boşluklar olabilir net olmayan konuları netleştirin yani...

İpucu: Belki tam yeri değil ama aklıma gelmişken söyleyim bazen pazarlık etmek, dozunda ısrar etmek gibi işi biraz zorlamak size çok fayda sağlayabilir, şöyle ki bir özel hastaneye gittiniz size 3000TL fiyat çıkardılar hiç koskoca ... hastanesinde pazarlık olur mu? demeyin bir teklif edin %50 şansınız var ya kibar bir dille kusura bakmayın öyle bir şey yapamıyoruz derler ya da %50 ihtimalle indirim yaparlar. Diğer örnek bir kamu kurumuna gittiniz saat 12:25 sıra size gelince öğle tatili girdi. ne yaparsınız ya bir saat beklersiniz ya da bütün şirinliğinizi takınarak acaba rica etsem benim bilgilerime de bakabilir misiniz? uzun süreceğini sanmıyorum dersiniz zaten bir saat bekleyecektiniz şimdi %50 ihtimalle işinizi halletme ihtimali var.

Planınıza daha başka başlıklar da ekleyip gerekiyorsa bu başlıkları da planlayın ve zaman takviminizi oluşturun.

Artık planınızı uygulayabilirsiniz.


Bir sonraki yazımız Planınız yürümüyorsa

5 Mayıs 2015 Salı

Yeni Mezun ve İşsiz (Plan Yap)

Yeni Mezun ve İşsiz (Plan Yap)
Yeni Mezun ve İşsiz (Eyleme Geç)
Yeni Mezun ve İşsiz (Plan Yürümüyorsa)

Çok çalışıp çabalayarak kazandığınız, çeşitli zorluklar çekerek okuduğunuz okulunuz nihayet bitti. Şimdi en az bir üniversite kazanmak kadar önemli bir mesele var "iş"
Hatta üniversite okumadınız lise bitti ve en kısa zamanda bir iş bulmanız gerekiyor.

Etrafımda işsiz gençleri görüyorum çoğu umutsuz, bazıları depresyonda öyle ki adeta hayattan vazgeçmiş gibiler. Bu ne umutsuzluk böyle, şöyle bir silkinin kendinize gelin iş de olur aş da yeter ki siz kararlı olun, kendinize inanın gerisi teferruat... Hadi hep birlikte neler yapabiliriz bir bakalım, hadi amaaa ne kaybedersiniz ki...?

Öncelikle şunları bilmelisiniz;

Hemen her insan hayata atıldığında bu tür sıkıntılar yaşar, aksi durumlar istisnadır.
Her ülkenin gerçekleri vardır bunları bilmek, değiştiremeyeceğimiz gerçekleri kabul etmek en akılcı yoldur. Mesela  bizim ülkemizde genç nüfus fazladır, üniversite mezunu gencimiz artmaktadır. o nedenle bir iş başvurusuna haddinden çok fazla kişi başvurabilmektedir. Ekonomik, siyasi krizler vs. her ülkede zaman zaman görülebilen problemlerdir. Önemli olan bunları bir bahane olarak görmemektir. Unutmayın, bahanelerin çözüme hiçbir katkısı yoktur!
Kişisel, ailevi, sağlık, ekonomik vs. pek çok olumsuzluklar olabilir hatta bunlardan daha fazlası olabilir. Her zaman sizden daha zor durumda olan insanlar vardır yani beterin beteri vardır.   değiştiremeyeceğiniz durumları kabullenirseniz işiniz biraz daha kolaylaşır.
Çalışmayı sevin demiyorum çalışmayı çok ama çok sevin çalışmadan kazanılan başarılar inanın kalıcı değildir, çalışmadan zengin olmak, başarılı olmak diye bir şey yoktur. Varsa bile o kadar azdır ki herkese nasip olmaz.
Sonuç olarak zaten çok çalışacağız; en azından sevdiğimiz işi yapalım ki çalışmak zor gelmesin ya da çalışmayı çok sevelim ki yaptığımız iş bize zor gelmesin tercih sizin:)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, durumu kabullendiniz, şimdi deriiiiin bir nefes alın sakinleşin...

İlk yapmanız gereken sakin kafayla (sakin kafayla düşünmek önemli önce kendinizi düşünmeye hazırlayın pozitif bir moda getirin, müzik dinleyin, yürüyüş yapı ya da sevdiğiniz bir işle meşgul olup kafayı dağıtın vs.)

Düşünmek, ama enine boyuna hatta bir masaya oturun elinize bir kalem kağıt alın.
Sanki hiç bilmediğiniz bir durumla karşı karşıyasınız, sanki bir arkadaşınız sizden yardım istemiş de onun durumunu anlamaya çalışıyorsunuz gibi, bütün ön yargılardan, negatif düşüncelerden, bahanelerden sıyrılıp durumu analiz edin. Bu düşünme ve analizin ne kadar sürdüğü hiç önemli değil bir saat, bir gün, bir hafta hiç fark etmez, buna mutlaka zaman ayırmalısınız...

Düşünmeye ve Yazmaya Başlayalım;

1. Hayalinizde nasıl bir iş var?
2. Sahip olduklarınız
3. Sahip olmadıklarınız
4. Neler yapmalısınız
5. Neler yapabilirsiniz

Şimdi maddelerin tek tek üzerinden geçelim

1. Hayalimizde nasıl bir iş var?

Öncelikle hayattan ne istediğinize, ne beklediğinize, nasıl bir yaşantı istediğinize karar verin. Şimdi bunun işle ne ilgisi var? ya da iş bulduk da sanki böyle şeyler düşünme lüksümüz mü var? demeyin. İşte size fırsat hazır hayata en baştan başlarken neden kendinize seçenekler sunmayasınız ki? öğretmenlik okudunuz diye illaki öğretmen olmanız gerekmiyor. Bırakın öğretmenliği çok sevenler yapsın, yada işletme okudunuz ama hayalinizde öğretmen olmak vardı kesinlikle öğretmen olmanın yollarını arayın.

KPSS kursuna gidiyorsunuz ama masa başında durağan bir işte çalışmak hiç size göre değil memur olursanız kesinlikle mutsuz olacaksınız, bence bunu bir daha düşünün...
Ya da ben sakin bir insanım 9-6 bir işim olsun hafta sonlarım boş olsun diyorsanız asılın KPSS'ye Mesleğiniz demiyorum yaptığınız iş hayat tarzınızı da belirliyor ister istemez.

Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize karar verin, lütfen hayal kurun... Ben bugüne kadar hayal kurmanın bir zararını görmedim en azından hayal kurmak çok kolay ve bedava:)
Hayattan ne istediğimizi düşünme faslını üniversite ya da meslek seçerken çok fazla yapmadığımız için insanların çoğu maalesef mesleğinde çalışmıyor, farklı işler yapıyor.

Bir de şu noktada değinmeden geçemeyeceğim anne-babaların çocuklar üzerindeki baskısını anlamak mümkün değil benim kızım doktor olacak, benim oğlum mühendis olacak Ey anne baba belki çocuk sanatçı olmak istiyor, belki öğretmen olmak istiyor sizin istediğiniz mesleği seçip ömür boyu mutsuz mu olsun?

Şimdi diyeceksiniz ki eee... biz o kadar okuduk bölümümüzü bitirdik meslek sahibi olduk ama mesleğimiz bize göre değilmiş ne yapacağız, tekrar mı üniversite okuyacağız? tabi ki hayır öyle kolay da değil zaten. Fakat üniversite eğitimini sadece bir meslek eğitimi olarak görmeyip diğer kazanımlarını kullanarak istediğiniz alana daha kolay geçebilirsiniz, yani okulda öğrendiğiniz şeyler daha analitik düşünmenize, problemleri daha kolay çözmenize, bir hedefe odaklanınca disipline olmanıza vs. yardımcı olacaktır. Bu çok önemli bir kazanımdır sakın yabana atmayın.

Yeni mezun olan bazı gençlere bakıyorum yüksek lisans yapıyorlar ne güzel tabi ki yapsınlar, sonra sohbet esnasında soruyorum yüksek lisans yapmanın özel bir nedeni var mı? diye yo... diyor henüz işe giremedim boş durmamak için, hem de master yapmış olurum. Cevaptan dehşete düşüyorum. Arkadaşlar yeni mezun birinin artık çoktan iş ve kariyer planını yapmış olması gerekmez mi? Master yapmanın bir nedeni olur, ya akademisyen olmaya karar vermiştir bu yönde çalışıyordur, ya da başka bir nedeni vardır. Tabi ki bir iş başvurusu yaparken master yapmış olmak tercih sebebidir ama iyi derecede yabancı dil bilmek daha büyük tercih sebebidir. Özel sektörde çalışmayı düşünen bir mezunun ilk etapta yüksek lisansa harcayacağı zamanı yabancı dil öğrenmek için harcaması daha akıllıca değil midir? Eğer ki kamuda çalışmaya karar vermiş ise bu zorlu süreçte yüksek lisans yerine tamamen KPSS'ye odaklanması gerekmez mi? kamuda göreve başladıktan sonra yüksek lisans yapması her açıdan daha da kolaylaşır. Ayrıca kamuda yüksek lisans istisnalar olabilir ama kesinlikle gerekli değildir. Tabi ki işini gününü planlayıp rayına oturttuktan sonra bilgisini artırmak için keyfe keder yüksek lisans yapan arkadaşlara hiç sözüm yok onları kutluyorum.

Yeter ki siz ne yapacağınıza karar verin hani ünlü bir söz vardır "Nereye gideceğine karar vermeyen gemiye hiçbir rüzgar yardımcı olamaz" 

2. Sahip olduklarımız

Sahip olduğunuz varlıkların! bir listesini yapın, ne varlığı yeni mezun bir işsizim hiç bir şeyim yok dediğinizi duyar gibiyim. Varlıklar derken çok geniş düşünelim her şey olabilir (sağlık, eğitim, sabır, yetenek, para, imkan, itibar, yetenek vs. vs.) tabi bunu düşünürken hayalinizdeki mesleği gözünüzün önüne getirin asıl onun için neleriniz var. Belki beden eğitimi öğretmeni olmak istiyorsunuz en temel gereksiniminiz sağlam bir vücut... o da sizde var çok şanslısınız.

3. Sahip olmadıklarımız

İstediğiniz işe, mesleğe ya da hayal ettiğiniz yaşama ulaşmak için ihtiyacınız olan şeylerin bir listesini yapın. Bu liste sahip olduklarınız listesinden biraz daha kabarık olabilir hiç önemli değil ayrıca çok normal. Açık yüreklilikle sahip olmadıklarınızı ortaya çıkarın, belki de hayal ettiğiniz
yaşam için hepsine ihtiyacınız yok onları eleyin

4. Neler yapmalısınız

Sahip olduklarınızı ve olmadıklarınızı düşündüğünüzde hayalinizi gerçekleştirirken neler yapmanız gerekiyor? bunu bilmiyorsanız araştırıp öğrenin. Sıralayın bakalım; ingilizce öğrenmek, KPSS'yi kazanmak, tecrübe edinmek, para kazanmak, yeteneğinizi geliştirmek, kursa gitmek vs. vs.

5. Neler yapabilirsiniz

Hayal kurduk, karar verdik şimdi gerçekçi olalım 4. maddede sıraladığınız yapmanız gerekenlerden hangilerini yapabilirsiniz, hangilerine gücünüz yeter veya hangilerini yapmak teknik olarak mümkün.

Mesela KPSS'yi kazanıp bir kamu kuruluşunda memur olmak istiyorsunuz. Çok azimli ve kararlısınız gece gündüz çalışıp en yüksek puanı alacaksınız ama yaşınız memur olmak için geçmiş. o zaman size de geçmiş olsun teknik olarak mümkün değil yapacak bir şey yok başka bir hayal kuracağız, hayal kurmanın yaşı yok...

Eyleme geç

Eyleme geçme kısmı biraz uzun doğal olarak, o da sonraki postta...

Yeni Mezun ve İşsiz (Plan Yap)
Yeni Mezun ve İşsiz (Eyleme Geç)
Yeni Mezun ve İşsiz (Plan Yürümüyorsa)

12 Şubat 2015 Perşembe

Plan Yapmak Ya da Yapmamak

İnsanoğlu tabiatı gereği koşmaktansa ayakta durmaya, ayakta durmaktansa oturmayı, oturmaktansa yatmaya meyillidir. Fakat gel gör ki dünya işleri bitmez beklemez. İşe gidilecek, rızık kazanılacak, evde bir dünya iş, çoluk çocuk, okullar, dersler, kurslar say say bitmez. Peki hiç dinlenmeyecek miyiz? hep çalışacak mıyız? Ayrıca bu kadar çok işi nasıl yetiştireceğiz? sorularını duyar gibiyim.

Şimdi size bütün kişisel gelişim yaklaşımlarının ve stratejik planlamacıların önerdiği gibi plan yapın; uzun, orta ve kısa vadeli planlar yapın, planınıza da sadık kalın diyeceğim ama kazın ayağı öyle değil.

Dedik ya insanoğlu her pazartesi diyete, her hafta sonu spora başlar ama sonunu pek getiremez.

Plan yapmak belki uygulamaktan daha kolaydır, oturur kısa sürede bir plan yapabiliriz. Hatta hemen şimdi birlikte bir örnek yapmaya çalışalım. Diyelim Ahmet üniversite 2. sınıf öğrencisi, 20 yaşında, bir öğrenci evinde arkadaşlarıyla kalıyor ve tabi ki sınırlı bir bütçesi var . Önündeki 8 yıl için şu hedefleri koymuş;

22 yaşında okul bitecek, 23 yaşında KPSS kursuna gidip sınavına girilecek, en geç 24 yaşında işe başlanacak, 25 yaşından itibaren yalnız başına veya evlenerek ayrı bir eve çıkılacak. Bu arada; ingilizceyi iyi derecede öğrenmek, yüksek lisansa başlamak, gezmeyi çok  istediği iki ülkeye gitmek, düzenli spor yapmak, mümkün olursa bir araba almakta hedefleri arasında.

Şimdi Ahmet bu hedefleri uygulayabilmek için bir detaylı bir plan yapsın bir de hangi hedefi hangi zamanlarda yapacağını gösteren bir zaman çizelgesi yapsın ve  adım adım uygulasın. Uyguladıkça da bir tik atsın. Nasıl, çok makul gibi görünüyor değil mi?

Bir hedefi, bir planı hayata geçirmek ve uygulamak sabır ister, azim ister, disiplin ister, inanç ister, kararlılık ister bazen kabullenme ister. Bunlar bizimle alakalı iç etkenlerdir hadi diyelim gereken sabrı, azmi, disiplini, kararlılığı gösterdik dış etkenlere karşı da yılmadan savaşmak, mücadele vermek gerekir.

İç etkenler: 
Ahmet genç bir insan hafta sonu için arkadaşları eğlenmeye giderken o ders çalışacak ve ya kursa gidecek (sabır, disiplin, azim)
Bir dersi veremediğinde veya okul uzadığında hedeflerinden vazgeçmeyecek (sabır, disiplin, azim, inanç)
Okul bitip KPSS'den atanamazsa, yılmayacak yeni alternatifler geliştirecek ve ya yeniden deneyecek  (sabır, disiplin, azim, inanç)
Ayrı eve çıkamazsa moralini bozmayacak bunun avantajlarını düşünecek (sabır, kabullenme)
Yüksek lisansa başlamak ve yabancı bir ülkeye gitmek arasında seçim yapması gerekirse hedeflerini önceliklendirecek ve bırakmak zorunda kaldığı hedefini daha sonraki diğer bir plana dahil edecek (kabullenme, tercih yapma)

Dış etkenler:
Kendi içinde bu kadar debelenirken dışarıdan gelen tepkilere, yorumlara, eleştirilere göğüs gerecek.
anne baba;
-Oğlum yüksek lisansa ne gerek var bir an önce hayata atıl, çalışmaya başla,
-biran önce evlen mürüvvetini görelim,
-Yabancı ülkede ne işin var o parayı evlenirken kullanırsın,
-şimdi arabayı ne yapacaksın araba demek masraf demek biraz para biriktir, bizim senin yaşında arabamız mı vardı,
Arkadaşlar:
-Bu kadar ders çalışmaya ne gerek var, hadi gezmeye gidelim insan dünyaya bir kere geliyor,
-KPSS kursuna gitmeye gerek yok çünkü asla kazanamayacaksın,
-boş ver para biriktirmeyi onunla bu yaz beraber tatile gidelim
vs. vs. vs.

Bunlar daha şimdilik aklıma gelenler gerçek hayatta inanın daha çok moral bozucu etken ortaya çıkacaktır, birde bunlara insanın zayıf tarafları eklendiğinde iş daha da zorlaşacak. (Bir de kader faktörü var bazı şeyler için ne kadar uğraşırsanız uğraşın olmayabilir, bunu da kabul etmeniz gerekir) içiniz karardı değil mi?

İyi haber şu; Bu planlı hareket etme yaklaşımını yaşam tarzı haline getirdiğinizde ve kararlılık gösterdiğinizde, kesinlikle başaracaksınız, başardığınızı gördükçe daha da şevkiniz artacak, hayatınız düzene girecek, küçük ya da büyük ulaştığınız her hedef diğer hedeflerinize ulaşmanızı kolaylaştıracak. Bir kapıyı araladığınızda diğer kapıların da açıldığını, aralandığını göreceksiniz açılmayanları da siz zorlayacaksınız, arkasındakileri merak ederek açmaya çalışacaksınız. Bunu tıpkı gizemli bir oyun gibi düşünebilirsiniz siz de bu oyunun esas oyuncusu.

Kendinizi hayatın şifresini çözmüş gibi hissedeceksiniz...

9 Şubat 2015 Pazartesi

Açıköğretim Fakültesi

 Açıköğretim Fakültesi çoğu insanın biraz tereddütle yaklaştığı genelde pek tercih edilmeyen bir bölümdür. Ancak;
   • çeşitli nedenlerden dolayı üniversiteye gitme imkanı bulamayan,
   • tamgün çalışmak zorunda olup, okula gidecek zamanı olmayan,
   • üniversite öğrencisi olup ikinci bir üniversite okumak isteyen,
   • çalışma hayatına atılmış fakat farklı bir bölümde üniversite okumak isteyen,
   • Engelli olup, okula gitmek için fiziksel imkanı olmayan,
   • Ev hanımı olup, hayalinde bir üniversite bitirmek olan vb.

insanlar için pek çok fırsatı da içinde barındırır. Önceden bu kadar çok bölümü yoktu yanlış hatırlamıyorsam sadece iktisat ve işletme bölümleri vardı. Son yıllarda çok farklı alanlarda eğitim vermektedir. Aşağıdaki bilgiler http://aof.anadolu.edu.tr/  adresinden alınmıştır. Bu adresten daha detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Açıköğretim sistemi Açıköğretim, İktisat ve İşletme Fakültelerinden oluşmakta olup,  2014-2015 öğretim yılı itibariyle 11 lisans, 30 önlisans programı bulunmaktadır. Açıköğretim Fakültesi, İktisat Fakültesi ve İşletme Fakültesi’nde öğrenci alımı yapılan programlar şunlardır;

Açıköğretim Fakültesi Önlisans Programları

   1. Adalet
   2. Bankacılık ve Sigortacılık
   3. Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı
   4. Çağrı Merkezi Hizmetleri
   5. Dış Ticaret
   6. Elektrik Enerjisi Üretim İletim ve Dağıtımı
   7. Emlak ve Emlak Yönetimi
   8. Ev İdaresi
   9. Fotoğrafçılık ve Kameramanlık
  10. Halkla İlişkiler ve Tanıtım
  11. İlahiyat
  12. İnsan Kaynakları Yönetimi
  13. İşletme Yönetimi
  14. Kültürel Miras ve Turizm
  15. Laborant ve Veteriner Sağlık
  16. Lojistik
  17. Marka İletişimi
  18. Medya ve İletişim
  19. Menkul Kıymetler ve Sermaye Piyasası
  20. Muhasebe ve Vergi Uygulamaları
  21. Özel Güvenlik ve Koruma
  22. Perakende Satış ve Mağaza Yönetimi
  23. Radyo ve Televizyon Programcılığı
  24. Sağlık Kurumları İşletmeciliği
  25. Sosyal Hizmetler
  26. Spor Yönetimi
  27. Tarım
  28. Turizm ve Otel İşletmeciliği
  29. Turizm ve Seyahat Hizmetleri
  30. Yerel Yönetimler

Açıköğretim Fakültesi Lisans Programları

   1. Felsefe
   2. Sosyoloji
   3. Tarih
   4. Türk Dili Ve Edebiyatı

İktisat Fakültesi Lisans Programları

   1. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri
   2. İktisat
   3. Kamu Yönetimi
   4. Maliye
   5. Uluslararası İlişkiler

İşletme Fakültesi Lisans Programları

   1. İşletme
   2. Konaklama İşletmeciliği

8 Şubat 2015 Pazar

Özgüven Nedir?

Kişisel olarak yaptığımız her işte olduğu gibi iş hayatı ve kariyer konusunda da anahtar kelime özgüvendir. Burada gereksiz ve abartı bir özgüvenden değil, bizi başarıya götürecek kararında ve olması gerektiği gibi bir öz güvenden söz ediyoruz.Özgüven bir işi yapabilmek için kendimizde bulduğumuz güç ve inançtır, yani kişisel bir özelliktir. İnsanın kendini iyi tanıması, geçmiş başarılarına bakarak yapabilecekleri konusunda bir kestirimde bulunmasıdır.

Tabi ki özgüven öyle birkaç günde oluşacak ve ya bir sertifika programıyla kazanılabilecek bir yeti değildir. Önce insanın kendi ile barışık olup objektif olarak öz eleştiri yapabilmesi, zorluklar ve problemler karşısındaki davranışlarını açık yüreklilikle değerlendirebilmesi gerekmektedir. Kısaca elimizdeki mevcut verilere bakarak önümüzdeki işi başarıp başaramayacağımıza ilişkin tahminimizdir özgüven.

Dış etkenler zaman zaman bu gücümüzü ve inancımızı zedeleyebilir fakat özgüvenli insanlar genellikle buna izin vermezler. İnsan kendi dışındaki faktörleri her zaman kontrol edemeyebilir ama istediği zaman kendini çok güzel motive ederek hedeflerine ulaşmanın yollarını ararlar. Başarı hikayelerinde genelde özgüvenli insanlar görürüz.

Mesela çeşitli imkansızlıklar içinde okuyarak mesleklerinde çok başarılı olup ülkelerini dünyada temsil eden insanlar, ücra bir köyde kendisi hiç okula gitmediği halde çocuklarını okutmak için çabalayan anne babalar, bir savaşta halkı kazanacağına inandırıp motive eden liderler, çok az bir sermaye ile başlayıp kocaman bir holding sahibi olan iş adamları bize ilham kaynağı olmalıdır.

Asla mazeretlere sığınmayın her insanın kendine güvendiğinde yapacağı çok şey vardır.  

5 Şubat 2015 Perşembe

Yaptığımız İşleri Kontrol Etmek

20'li -30'lu yaşlarda insan biraz sabırsız oluyor, her şey hemen oluversin istiyor, hiç trafik olmasın hiç kuyruk beklemeyelim, hiç zaman kaybetmeyelim, mailler, mesajler hemen gidiversin falan falan...Tabi bu kadar aceleci olunca hata yapmak da kaçınılmaz oluyor.

Çalışma hayatımın başlarında yazdığım yazılarda, hazırladığım raporlarda, gönderdiğim maillerde çok hata yapardım, genelde basit hatalar olurdu bunlar (basitlerin yanında birkaç çam devirmişliğim de vardır hani...) bazen fırça yememe neden olur, bazen de beni çok komik duruma düşürürdü, sonra kendime sinir olurdum niye böyle yaptım diye...

Sonradan fark ettim ki acele ettiğim için yaptığım işleri yeterince kontrol etmiyormuşum, kontrol etmeyi zaman kaybı sayıyordum. Bir an önce işi yapıp teslim etmek istiyordum, bana" işi geciktirdi" denmesini istemiyordum halbuki yaptığım hataları sonradan düzeltmek için daha çok zaman harcıyordum.

Bu aceleci yönümü düzeltmek epey bir zamanımı aldı.

Mesala şimdi bir mail yazarken;

Önce maili taslak olarak hazırlıyorum sonra tek tek her şeyini kontrol ediyorum.
kime gönderiliyor,
bilgi için birine gönderiliyor mu,
mail adresleri doğru mu (bazen mail adresinin ilk harfine basınca sistemde kayıtlı başka bir kullanıcı geliyor ve mail yanlış kişiye gidiyor),
ek varsa eklenmiş mi,
ekler doğru ek mi?
mail yazısı doğru mu,
imla hataları var mı gibi...

Şimdi belki bunlar size çok basit gelebilir ama yine de önemli bence...Tabi bunları yaparken bazen aşırıya kaçıp özellikle çok önemli yazılarda ve maillerde paranoyak bir şekilde tekrar tekrar baktığım için işin yavaşladığı da oluyor, bunu da başka bir yazımda paylaşacağım

Herkese başarılı işler diliyorum.

2 Şubat 2015 Pazartesi

Çocuk mu? Kariyer mi?


Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı bilmem, isterseniz önce neden "çocuk mu? kariyer mi?" sorusundan başlayalım, çünkü çocuk ve kariyer hayatımızın neredeyse tamamını kapsıyor.
iş hayatını, evlilik hayatını, çevreyle ilişkilerimizi... Yani yaşantımızda ne varsa büyük ölçüde işimiz ya da çocuklarımız üzerine kurulu.

Çocuk ya da kariyer kavramı son yılların popüler tartışma konusu olmasının ötesinde çok daha geniş kapsamlı ele alınması, üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir konu, çocuk dediğimiz varlık olmadan olmaz mı? olmalı mı? ya kariyer, sahi... nedir bu kariyer acaba o olmasa olmaz mı? kariyer yapmadan çalışılmaz mı? çalışınca çocuk yapılmaz mı? hangisini seçmeliyiz? ille de birini seçmek zorunda mıyız? ne zor bir mesele... 

Aslında hiç zor değil sonuçta sadece iki seçenek var arasından birini seçer kurtuluruz, olmadı ikisini birden yaparız imkansız değil ya...

Pekiiii, çocuğu seçtiğimizde çocuğun hayatımıza katacağı sorumluluklarla birlikte işin içine bir eş, bir evlilik, eşimizin ailesi, belki boşanma vs. girmeyecek mi? Peki kariyeri seçtiğimizde bir eğitim planlaması, sıkı ve disiplinli bir çalışma hayatı ve zorlukları, rekabet vs ne olacak? 

Mazallah ikisini birden seçersek;

vs.'leri topla iki ile çarp etti mi? hayatımızın tamamı, geriye kalanları çıkar ne kaldı? çok bilinmeyenli bir denklem mi? denklem olsa iyi, denklemlerin bilinmeyenleri ne kadar fazla olursa olsun bir formülü, matematiksel bir açıklaması var. Maalesef işin içine "insan" faktörü girdiğinde hiç bir şeyin ne reçetesi ne de formülü var. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar farklı hayat var ve hiç bir hayat asla bir diğerine benzemez hepsi tektir,hepsi özeldir, sadece bazen yararlanabileceğimiz tecrübeler vardır...

Blog yazarlığını seviyorum ve uzun yıllardır çeşitli blogları takip ediyorum. Böylesi önemli konularda yazan blogların artması gerektiğini düşündüğüm için bu bloğu açmak istedim.
İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Tecrübe dedik naçizane tecrübelerimi, çevremde şahit olduğum tecrübeleri, yaşanmışlıkları, sizin tecrübelerinizle birleştirerek hep birlikte sorularımıza cevap bulmaya ve denklemlerimizi olabildiği ölçüde çözmeye çalışalım...

Ne dersiniz?