Çocukla Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukla Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2015 Salı

İkinci Çocuk Olsun mu?

Bir çocuğu olan çiftlerin hep kafalarının bir köşesinde olan düşünce, ikinci çocuk yani kardeş.
Uzun uzun düşünülür, hep karar vermek için bir şeylerin olması ya da bitmesi beklenir.

".....'nın taksidi bitsin, çocuk okula bi başlasın, şu kariyeri bi tamamlayalım, kendi evimize bi çıkalım vs. vs."

Ne hayatın koşturmacası biter, ne de işleri... Tam birini bitirdim derken diğeri başlar bir de bakarsınız ki ilk çocuk büyümüş, siz tekrar çocuk sahibi olma yaşını geçmişsiniz... Bir de ikinci çocuğu hiç düşünmeyen çiftler var (sağlık problemi ve ciddi başka engelleri olanları ayrı tutuyorum)

Hep şuna benzer sözler duyarız "Biz bütün imkanlarımızı çocuğumuz için kullanmak istiyoruz, ikinci çocuk olursa hem gereği gibi ilgilenemeyiz hem de maddi imkanlarımız bölünür. Biz çocuğumuzu özel okullarda, yabancı ülkelerde okutmak istiyoruz."

Herkesin fikrine saygım var ama kesinlikle katılmıyorum, normal şartlarda her insan bir kardeşi olsun ister, çocukken istemese bile yetişkin olduğunda bir kardeşin eksikliğini hep hissedecektir. Bir an kendinizi düşünün kardeşlerinizle geçirdiğiniz zamanları paylaştığınız şeyleri ve bir an onların hiç olmamış olduğunu varsayın... hayatınız nasıl olurdu?

Uzmanlar kardeşlik ilişkisini hayatta sahip olunabilecek en dayanıklı ve en uzun süren ilişki olarak tanımlıyorlar ve bu ilişkinin kişiliğimizi belirlemede ve kişisel tarihimizi yazmada çok ama çok etkili olduğunu söylüyor ve ekliyorlar; kardeşlik ilişkisi yaşadığımız bütün ilişkilerden farklı şekilde, belleğimize silinmemek üzere yer ediyor, iz bırakıyor” diyorlar.

Kardeşler birbirlerini herkesten daha iyi tanıyorlar, çünkü aynı ailede, aynı koşullarda yaşıyorlar. Hayatlarının her anına tanıklık ediyorlar bu da birbirlerini kimsenin tanımadığı kadar iyi tanımalarına neden oluyor. Yapılan araştırmalarda çocuklardan yakınlarını tanımlamaları istendiğinde en detaylı tanımı kardeşleri hakkında verdikleri görülüyor. Aynı değer yargılarını taşıyan, geçmişi hakkında aynı duyguları paylaşan, aynı zorluklardan, isyanlardan geçmiş kardeşler farkında olmasalar bile birbirleri için başkalarından daha önemli oluyorlar... bu da bir güven duygusu oluşturuyor. "hayatta ne olursa olsun, başıma ne gelirse gelsin, yanımda olacak beni terk etmeyecek benim kanımdan biri var"

Bu güven duygusunu biraz da kan bağı yaratıyor sanırım; insan eşinden, sevgilisinden, arkadaşından vs. ayrılabilir bütün ilişkisini kesip başkalarıyla hayatına devam edebilir ama kardeşiniz ile kavga bile etseniz, küs bile olsanız ilişkinizi kesemezsiniz. kesmek isteseniz de kesemezsiniz, çünkü aranızda sihirli bir bağ var, kan bağı...

Bu bağı kesip atamazsınız. diyelim ki kardeşinizle çok kötü kavga ettiniz bütün maddi manevi ilişkinizi kestiniz ve farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde yaşamaya başladınız, size göre artık bir kardeşiniz yok...Hayat böyle devam ederken yıllar sonra kardeşiniz bir nedenden kapınıza geldi, hata ettiğini ve sizi sevdiğini söyledi, bir düşünün ne yaparsınız? tabi ki kardeşinizi bağrınıza basar kardeşliğinize kaldığınız yerden devam edersiniz.

İkinci çocuğun zamanlaması ise ayrı bir uzmanlık konusu. Bu konuda uzmanların farklı görüşleri olabilir ama bence en doğru zaman sizin istediğiniz zamandır. Benim çocuklarım arasında bir yaş var. İkinci çocuğu başından beri düşünüyorduk ama bu planlanmış bir yaş farkı değildi fakat bizi hiç rahatsız etmedi aksine çok yararını gördük. okula gitme, bakım vs süreçlerini birlikte planladık.

Kardeş candır dostlar! mümkünse olsun...

15 Mayıs 2015 Cuma

Problem Çıkarma Sanatçıları

Problem çıkarma sanatçıları her yerdedir. Okulda, otobüste, kuyrukta, evde, sokakta...

Buluttan nem kaparlar, kılı kırk yararlar, pireyi deve yaparlar, ufacık bir meseleyi mesele de demeyelim günlük sıradan bir olayı adli bir vaka boyutuna rahatlıkla getirebilirler ve siz olayı izlediğiniz veya direk muhatabı olduğunuz halde olayın nasıl parlayıp, ortalığı toza dumana çevirdiğini anlayamaz, şaşkına dönersiniz. 

Örneklere geçelim:

Otobüste

  • Otobüse yeni binen, alışveriş yapmaktan kan ter içinde kalmış teyze elindeki poşetleri sağa sola çarparak ilerlerken bir yandan da;
-Büyüklere saygı kalmamış ayol, bizim zamanımızda öyle miydi? yaşlı birini gördüğümüzde hemen yer verirdik şimdi gençlere bakıyorum da hiiiiç oralı değiller ya dışarı bakıyorlar ya da uyuyor numarası yapıyorlar.

Eğer yanına bir yandaş bulup konuşmaya devam ederse vay halinize...
  • Şu türden tartışmalar da sık sık yaşanmaktadır
-Beyefendi biraz ileri gidebilir misiniz?
- nereye gideyim, uçayım mı? hanfendi   
-uçun demedim beyefendi biraz kibar olabilirsiniz
-kibarlığı, terbiyeyi siz den mi öğreneceğim...

Allaaah bundan sonra bütün yolcuların karakola, hastaneye veya tımarhaneye gitme ihtimali vardır, mümkündür.

İşyerinde
  • Sabah işe bir gelirsiniz masanız duvara yapışmış komşu masadaki arkadaşınız kendi masasına yer açmak için sizin masayı ittirmiş. 
haydaaaaaa...
  • Oda arkadaşınız müziğin sesini açmış keyifle internette geziniyor oysa sizin konsantre olup, dünden beri üzeride çalıştığınız raporu yetiştirmeniz gerekiyor.
 söylemenizin, konuşmanızın hiç bir faydası yok denediniz her seferinde mağlup oldunuz 
  • Kendi zatalilerini anlatmaya pek meraklı arkadaşınız sabahtan akşama kadar kendi nevinden arkadaşlarını ağırlayıp, gezdiklerini, yediklerini, içtiklerini evini, parasını pulunu, her şeyini o kadar anlatıyor ki artık istemeseniz bile onu kendinden daha iyi tanıyorsunuz. Hatta evinde hangi çekmecinde ne olduğuna kadar biliyorsunuz
bu kadar bilgi size fazla geliyor, adeta kusuyorsunuz      
  • Patronunuz hışımla odaya gelip size bir iş veriyor ve 10 dakikaya istiyor. (bunu sık sık yapıyor) Listeler gözden geçirilecek, bazı kişilere mail atılıp cevapları karşılaştırılacak vs. nerden baksan yarım gün... - Efendim bu kadar kısa sürede yetişmeyebilir demek istiyorsunuz cümleniz yarım kalıyor patron çoktan kağıtları masanıza bırakıp, pardon fırlatıp odasına geçmiş bile...
İntihar etmek istiyorsunuz.

Evde

Ev insanın huzur bulduğu yerdir, dışarıda bütün olanlardan yorgun düşüp evinize geldiğinizde huzur bulmak istersiniz doğal olarak (Home Sweet Home yani) ama bazen bu mümkün olmaz.·      
  • Evli bir erkeksiniz karınız çalışmıyor size göre bir problem yok geçinip gidiyorsunuz. Eve gelip anahtarınızla girmek yerine kapıyı çalma gafletinde bulunuyorsunuz.
-Sana kaç kere dedim anahtarınla gir diye, yemek yapıyorum tencere yanacak, zaten sinirim tepemde bütün gün iş yapmaktan anam ağladı bir de senin çocukların kafayı yedirttiler bana, tabi sen rahatsın işe gidip kutuluyorsun oh... beyimiz rahat, burada akşama kadar ben uğraşayım didineyim......

İnsanın evinin kapısını çalmasının sonucu bu:))) Bence gerisin geri dönüp işe gidin güzel bir yemek söyleyip çalışmaya devam edin sandalyede biraz kestirdikten sonra zaten mesai başlar bir de üstüne fazla çalışma parası alırsınız.       
  • Çalışan bir kadınsınız çocukları da siz alıyorsunuz akşam eşinizden sadece on dakika önce evde oluyorsunuz. Çoluk çocuk, torba poşet kapıdan girip her şeyi elinizden yere bırakıyorsunuz, çocuklar koşarak odalarına gidiyorlar, gözlerinizi kapatıp derin bir nefes alıyorsunuz. Öyle yorgunsunuz ki tek isteğiniz kimse görmeden yatağınıza uzanmak, şu anda en çok istediğiniz bu... Birden kendinize geliyorsunuz yemek yok şimşek hızıyla planlamaya başlıyorsunuz: her şeyden önce bir makarna suyu koymak lazım o kaynarken üzerinizi değiştirip ellerinizi yıkayıp salataya girişebilirsiniz nerden baksan yemeğin hazırlanması 45 dakika, acaba buzlukta daha kolay hazırlanacak bir şey var mı? diye beyin fırtınası yaparken küçük oğlan gelip yakanıza yapışıyor sosis yiyelim mi? anne noluuuur... nolur..
Eve gireli henüz 5 dakika olmuş daha koridordasınız, kabanınızı asarken kapı çalıyor eşiniz teşrif ediyor. Direk mevzuya giriyor;

-Çok açım ne pişirdin? (ne pişirdin lafı çok manidar, çünkü sanki ev hanımısınız halbuki az önce eve girdiniz)
- Makarna yapacağım.

veee... kıyamet kopuyor

- Ya yine mi makarna ya, yine mi makarna!!! bıktım artık makarnadan, zaten ne zaman pişecekte yiyeceğiz daha alışveriş poşetleri bile burada duruyor, (iki çocukla markete uğrayıp alışveriş yaptığınız için teşekkür beklemiyorsunuz ama bunu da hak etmiyorsunuz) mesela neden hiç kuru fasulye pilav yemiyoruz. (zaten bir problem çıkarma sanatçısı olan eşiniz açlığın da vermiş olduğu öfkeyle iyice zıvanadan çıkıp coşuyor) Zaten bütün gün ... gibi çalışıyorum eve gelince doğru dürüst bir yemek yiyemeyecek miyiz? Ne istediysen yaptım, arabayı sana verdim işe arabayla gidip geliyorsun, eve her hafta temizliğe kadın geliyor peki biz niye hep makarna yiyoruz?

cevap vermeye mecaliniz olmadığı için iç sesiniz sizin yerinize cevap veriyor

-Çünkü ne araba, ne de temizlikçi kadın kuru fasulye pilav yapmayı bilmiyor...

ardından yine iç sesiniz kahkahayı basıyor, ardından sizde makaraları koyveriyorsunuz...

Problem çıkarma sanatçılarının maceraları devam edecek...   
 






14 Şubat 2015 Cumartesi

Sevgilimizden Ayrıldık

Oğlum kaç gündür mutsuz, durgun, yorgun…
Nedenini biliyorum, sevgilisinden ayrıldı.

Geçerdi daha çok gençti zaman her şeyin ilacıydı…
biraz sabırlı olmak, beklemek lazımdı.

Dün akşam yemek yaparken mutfağa geldi bana sarıldı başını omzuma koydu

-anne beni biraz sev… dayanamıyorum, çok zor…

İşte o an içimde bir şeyler koptu, sonra bir kor düştü yüreğime artık ben de sevgilimden ayrıldım, ben de çok mutsuzum, ben de çok acı çekiyorum…

Devamlı onu gözlüyorum gözleri dalgın benim de gözlerim dalıyor, okula zorla gidiyor, ben de işe gitmek istemiyorum, yemekleri tabakta kalıyor benim de lokmalarım boğazıma diziliyor, odasından çıkmıyor, ben de insanlardan kaçmak istiyorum, boş boş bakıyor, benim de içimden hiçbir şey yapmak gelmiyor boş boş oturuyorum.

Elimiz kolumuz kırık, konuşmaya mecalimiz yok.
Birisi Radyoyu açıyor biraz umutlanıyorum belki neşeli bir şarkı çalar diye, yok... bütün şarkılar ayrılık söylüyor...

Hiç bir şey beni, bizi teselli etmiyor çünkü sevgilimizden ayrıldık

                                                                                                                14.02.2009


Sevgililer gününüz kutlu olsun, kimse sevgilisinden ayrılmasın:)

13 Şubat 2015 Cuma

Kız İsimleri Top 100

Sevgili anne adayları, hala çocuğunuza ne isim koyacağınızı bulamadınız mı?
işte size bir liste ve daha fazlası...

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS)'nden alınan veriler Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'nun web sitesinde yayınlanıyor. 1950 yılından itibaren doğum tarihine göre en çok konulan isimler sıralanmış. Ben tabloyu biraz kısalttım 2005'den itibaren aldım.

Aşağıdaki listede 100 isim yok çünkü 2005 ve daha sonrasında ilk 100'e girememiş olanları almadım. Bunlar kız isimleri bir sonraki postumda erkek isimlerini paylaşacağım.

Hadi seçin bakalım...

Not.Tablo alfabetik olarak sıralanmıştır. Örnek: 2014 ADNKS kayıtlarına göre, 2013 doğumlu kadınlardan halen hayatta olanların isim sıralaması yapıldığında ilk sırada “Zeynep” ismi yer almaktadır. Aynı yıl için “Elif” ismi 2 sıradadır.

Doğum tarihine göre en çok kullanımda olan kadın isimleri ve ilk 100 isim içindeki sıralaması 


Ad 2005 2006 2007 2008 2009 2010 2011 2012 2013 2014
Ada 90 70 65 59 52 24
Aleyna 14 21 23 42 40 57 66
Aslı 78 74 83 82 98 97 97 100 85 93
Asmin 20 34 49 65 73
Asya 58 51 41 44 39 27
Aylin 85 93
Aysima 95 66 63
Ayşe 13 15 17 15 21 16 20 21 19 22
Ayşe Nur 99 89
Ayşegül 42 39 35 44 43 50 51 48 55 54
Ayşenur 36 36 41 47 56 59 59 62 67 66
Azra 41 46 42 29 31 12 6 5 6 7
Bahar 63 75 79 69 81 81 87 68 80 82
Belinay 83 45 33 13 10 10 14
Beren 69 63 44 34 26 21
Berfin 27 30 27 17 22 36 48 51 51 61
Beril 87 99
Berivan 93
Berra 90 84 66 60 55 52 58 69
Betül 33 33 39 45 49 53 43 38 42 38
Beyza 18 20 25 33 37 45 46 43 41 43
Beyza Nur 96 83 87 91
Beyzanur 57 53 59 62 71 78 78 98
Buğlem 62 36 33 32
Buse 40 48 58 67 73 84 93
Büşra 3 4 9 6 10 14 21 25 32 37
Cansu 72 73 69 59 54 61 73 85
Cemre 66 84 56 52 22 16 41
Ceren 20 13 19 22 30 38 35 41 53 77
Ceyda 99
Ceylin 86 48 39 39 30 37 63 90
Damla 62 49 45 40 46 41 27 26 30 42
Defne 50 44 42 54 47 47 25
Deniz 100 96 93 87 75 69 70 65 60 70
Derin 98 70 29 50
Derya 71 82
Dilan 28 42 63 85
Dilara 30 35 38 52 60 71 74
Dilek 97
Duru 78 74 28 32 36 40 24 36
Duygu 80
Ebrar 70 57 51 54 50 49 45 46 46 51
Ebru 77 91
Ece 65 71 64 61 64 64 60 54 75 75
Ecrin 82 8 3 4 3 3 3 5
Eda 60 84 80 78 68 48 53 69 77 85
Edanur 47 51 55 58 57 47 58 61 72 92
Ekin 86
Ela 46 25 20 29 11 9 11 17
Ela Nur 99
Elanur 91 77 36 24 24 27 22 19 23 31
Elif 2 1 2 2 2 2 2 2 2 2
Elif Naz 89 89 89 79 63 57 49 59
Elif Nur 87 85 86 88 73 68 58 56 57
Elif Su 98 87
Elifnur 100
Emine 12 16 20 21 26 28 31 30 35 40
Erva 84 54 53
Esila 79 64 61 56
Eslem 95 66 45 35
Esma 21 31 33 37 41 44 37 29 21 18
Esma Nur 90 59 70 79 83 76 72 77 68 62
Esmanur 48 29 26 32 35 37 29 28 25 29
Esra 15 27 34 38 52 58 57 63 64 80
Eylül 31 24 30 16 7 8 10 12 14 10
Ezel 97
Ezgi 100 99 96 89 96
Fatma 7 9 8 9 11 11 17 20 18 26
Fatma Nur 64 60 57 65 67 67 69 73 74 86
Fatma Zehra 94 83 83
Fatmanur 74 70 66 71 72 72 71 74 71 78
Feyza 48 71
Gamze 32 47 53 51 47 52 64 75 97
Gizem 53 61 62 68 76 75 90 99 100
Hatice 11 12 12 12 17 19 23 16 20 30
Hatice Kübra 97 93 91
Havin 76 92 100 96 82 86 84 44
Havva 91
Hayrunnisa 56 53 53 55 47 50 57 81
Hazal 98 94 98 86 82 80 72 81 89
Helin 44 52 77 99
Hilal 37 38 44 49 55 54 56 60 69 68
Hira 13
Hira Nur 89 76 15
Hiranur 73 43 29 18 14 11 9 3
Hümeyra 100 90 79 64
Irmak 43 41 40 39 38 40 33 33 13 34
İkra 79
İlayda 22 17 22 26 34 46 50 55 78 96
İlknur 86 67 67 73 79 86 91
İpek 88 99 87 81 79 90 84
İrem 5 3 3 4 5 6 9 17 43 49
Kader 75 88
Kardelen 66 80 90 96
Kevser 97 100 98
Kübra 26 28 24 23 27 30 28 35 40 46
Medine 59 8 7 10 16 17 26 24 34 47
Melek 38 34 32 27 19 35 39 31 31 28
Melike 16 26 31 36 14 24 38 42 50 67
Melis 97 88 75 78 86 65
Melisa 29 32 37 35 32 26 24 32 36 52
Merve 4 5 5 5 8 10 12 14 22 23
Meryem 17 14 16 18 23 15 16 13 12 11
Mina 83 73 58
Mira 91 19
Miray 86 71 44 8
Narin 88 87
Naz 84 76
Nazlı 85 64 49 64 59 66 76 81 92 97
Nehir 34 18 18 28 36 9 7 8 8 9
Nisa 35 45 47 41 42 13 18 27 27 33
Nisa Nur 55 58 50 46 51 34 32 39 37 55
Nisanur 25 25 15 7 6 5 5 6 7 12
Öykü 93 84 87 89 60
Özge 87 93 76 60 93
Özlem 58 62 65 77 92 95
Pınar 79 85 94 81 85 92
Rabia 10 11 11 13 13 23 19 18 17 16
Ravza 95 88
Rojin 46 54 95
Rumeysa 54 55 60 75 80 99 89
Rümeysa 39 44 48 57 62 68 61 67 70 76
Seher 89 98
Selin 68 79 68 70 77 91 99
Semanur 52 50 52 55 61 65 67 76 88 94
Sena 61 72 74 95 94 100
Sıla 8 6 6 56 63 74 77 92
Sinem 56 78 98 93 70 80
Songül 84 81 96 97
Sude 24 23 21 34 48 62 88
Sude Naz 83 68 54 63 65 83
Sudenaz 19 22 14 19 12 31 42 56 82 98
Sudenur 92 69 72 94
Sultan 73 65 81 92 95
Sümeyye 45 40 28 20 18 21 15 15 15 20
Şevval 23 19 13 30 33 43 49 53 62 74
Şeyma 69 66 61 80 82 90 94 88 94 72
Tuana 94 63 43 31 15 22 25 23 28 45
Tuba 95
Tuğba 49 56 71 72 74 77 83 82 96 95
Tuğçe 82 95 78 94
Yağmur 6 7 4 3 4 3 4 4 4 4
Yaren 51 43 29 14 25 25 40 45 38 39
Yasemin 67 76 75 88 91 85 92 96
Zehra 9 10 10 11 9 7 8 7 5 6
Zeliha 81 90 92 100
Zeynep 1 2 1 1 1 1 1 1 1 1
Zilan 50 37 91
Zümra 80 59 48

6 Şubat 2015 Cuma

Kızımızı İstemeye Geliyorlar Rüyası

Ben de her anne gibi biraz paranoyak bir anneyim, çünkü anneler sürekli çocukları için endişelenir, bu endişeleri kafasında evirir çevirir, çevresinde duydukları, televizyonda gördükleri ile birleştirir ve senaryolaştırır sonra da bilinç altına özenle saklarlar. Daha sonra da bu çok özgün senaryoları gerekli zamanlarda! rüyalarında, sinir ve ağlama nöbetlerinde kullanırlar.

Şimdi size geçen akşam kızım Ceren ile ilgili gördüğüm bir rüyayı anlatmak istiyorum. Ceren 23 yaşında okulunu bitirdi ve çalışıyor, halihazırda bir evlilik ihtimali  ve ya bir arkadaşlık kesinlikle yok, ama gel gör ki bunu bilinçaltıma anlatamazsınız.

Efendim kızımızı istemeye geliyorlar kadınlı erkekli bir grup insan (tabi kızımız istemiş gelmelerini), ilk bakışta ailenin çok farklı bir kültüre mensup olduğunu görüyorum çok üzülüyorum. Kadının (müstakbel dünürümün) saçında en az 10 farklı tonda boya var. Bizi de hiç beğenmiyorlar, sürekli her şeye burun kıvırıyorlar, lütfedip evimize gelmişler öyle bir hava esiyor. Ama oğlan ortalarda yok... Neyse çay kahve derken kızı istiyorlar. Ben de bir yandan kendimi teselli ediyorum; "Ya diyorum önyargılı olmamak lazım belki çok iyi insanlardır, ayrıca ben Cerene çok güvenirim yanlış bir karar vermez, eminim oğlan çok düzgün ve iyi biridir, belki de çok iyi bir mesleği var" neyse biz düşünelim falan diyoruz gidiyorlar.

2 bölümde Cerenle konuşuyorum kalbini de kırmak istemiyorum ama damat adayının ne iş yaptığını ölesiye merak ediyorum kızın ağzından laf almaya çalışıyorum. O da ne ketum ser veriyor sır vermiyor lafı eveliyor geveliyor. Artık sinirlenmeye başlıyorum, iyice üstüne gidiyorum.

-Kızım niye söylemiyorsun çocuk ne iş yapıyor? mesleği ne?, niye saklıyorsun

dişlerinin arasında zorla,

-öğrenci, ....... bölümünde...

hayatımda hiç duymadığım bir bölüm adı söylüyor kalakalıyorum...

"Vay be hem öğrenci, hem de ..... bölümünde! Eyvahlar, nasıl olurlar ne yapacağızlar beynime hücum ediyor kızsan kızamazsın (Cereni dövesim geliyor) dövsen neye yarar... Hayatın zorlukları ve nasıl geçineceklerine dair bir nutuk çekmeye başlıyorum ki, kim dinler bizim kızın başında kavak yelleri esiyor hiç oralı değil, vazgeçip susuyorum.

Sakin ol... sakin ol.. bildiğim bütün sakinleşme taktiklerini deniyorum, iç sesim yine devrede;
"pozitif düşün pozitif olsun, demek ki çocuk çok yakışıklı kız aşık oldu önemli olan da severek evlenmek değil mi? eminim çok mutlu olurlar, ayrıca öğrenciyse ne olmuş okul da biter elbet, hiç bitmeyen okul var mı?, ayrıca ....... bölümüyeni bir bölüm galiba yeni açılan bölüm mezunlarına çok iyi fırsat kapıları açılabilir" falan... falan...

Oğlanın çok yakışıklı olma ihtimaline inanmak istiyorum, bu fikir hoşuma gidiyor ve buna odaklanıyorum. Kendimi çok yakışıklı ve aşık olunarak evlenilmiş bir eşin ne bulunmaz nimet olduğuna inandırıyorum, sakin bir ses tonuyla konuşmaya gayret ederek;

- Tamam şu çocuğun bir resmi yok mu? bir bakayım çok merak ettim.

İstemeye istemeye bir fotoğraf çıkarıyor çantasından bir topluluk resmi kızlı erkekli gençler bir masada oturmuş yemek yiyorlar. İlk dikkatimi çeken yan yana oturmuş iki genç, biri çok yakışıklı, otururken bile uzun boylu olduğu anlaşılıyor çok havalı, yanındaki kısa boylu, gözlüklü, hiç göze çarpmayan bir tip (hababam sınıfındaki arka sıralarda oturan hayta çocuklara benziyor.)

İşte diyorum bu yakışıklı bizim damat adayı, evet gerçekten çok yakışıklı ve karizmatik... yüreğime serin sular serpiliyor

-Neyse diyorum bari damat yakışıklıymış.

Ceren anlamsız bir ifadeyle yüzüme bakıyor, sonra beraber resme bakıyoruz parmağıyla yakışıklı çocuğu göstererek

-Bu değil anne! (parmağını yanındaki gözlüklü çocuğa kaydırıyor) bu...

Yıkılıyorum....yıkılıyorum....yıkılıyorum...
 

2 Şubat 2015 Pazartesi

Çocuk mu? Kariyer mi?


Nereden başlamalı, nasıl anlatmalı bilmem, isterseniz önce neden "çocuk mu? kariyer mi?" sorusundan başlayalım, çünkü çocuk ve kariyer hayatımızın neredeyse tamamını kapsıyor.
iş hayatını, evlilik hayatını, çevreyle ilişkilerimizi... Yani yaşantımızda ne varsa büyük ölçüde işimiz ya da çocuklarımız üzerine kurulu.

Çocuk ya da kariyer kavramı son yılların popüler tartışma konusu olmasının ötesinde çok daha geniş kapsamlı ele alınması, üzerinde uzun uzadıya düşünülmesi gereken bir konu, çocuk dediğimiz varlık olmadan olmaz mı? olmalı mı? ya kariyer, sahi... nedir bu kariyer acaba o olmasa olmaz mı? kariyer yapmadan çalışılmaz mı? çalışınca çocuk yapılmaz mı? hangisini seçmeliyiz? ille de birini seçmek zorunda mıyız? ne zor bir mesele... 

Aslında hiç zor değil sonuçta sadece iki seçenek var arasından birini seçer kurtuluruz, olmadı ikisini birden yaparız imkansız değil ya...

Pekiiii, çocuğu seçtiğimizde çocuğun hayatımıza katacağı sorumluluklarla birlikte işin içine bir eş, bir evlilik, eşimizin ailesi, belki boşanma vs. girmeyecek mi? Peki kariyeri seçtiğimizde bir eğitim planlaması, sıkı ve disiplinli bir çalışma hayatı ve zorlukları, rekabet vs ne olacak? 

Mazallah ikisini birden seçersek;

vs.'leri topla iki ile çarp etti mi? hayatımızın tamamı, geriye kalanları çıkar ne kaldı? çok bilinmeyenli bir denklem mi? denklem olsa iyi, denklemlerin bilinmeyenleri ne kadar fazla olursa olsun bir formülü, matematiksel bir açıklaması var. Maalesef işin içine "insan" faktörü girdiğinde hiç bir şeyin ne reçetesi ne de formülü var. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar farklı hayat var ve hiç bir hayat asla bir diğerine benzemez hepsi tektir,hepsi özeldir, sadece bazen yararlanabileceğimiz tecrübeler vardır...

Blog yazarlığını seviyorum ve uzun yıllardır çeşitli blogları takip ediyorum. Böylesi önemli konularda yazan blogların artması gerektiğini düşündüğüm için bu bloğu açmak istedim.
İyi bir gözlemci olduğuma inanıyorum. Tecrübe dedik naçizane tecrübelerimi, çevremde şahit olduğum tecrübeleri, yaşanmışlıkları, sizin tecrübelerinizle birleştirerek hep birlikte sorularımıza cevap bulmaya ve denklemlerimizi olabildiği ölçüde çözmeye çalışalım...

Ne dersiniz?